Yaşanılanlar mart 26’ya aittir. –Prof. Dr. Cihan Hanım ve Yoğun Bakım Çalışanlarına-

“İnsanlar gelip gidiyor, insanlar / Dalı budağı kırılmış, yıldırım çarpmış ağaçlar gibi / Gövdesi yarılmış, kabuğu kararmış, yaprakları kavrulmuş / Hiçbir filizi kalmamış insanlar.”

“Kimi ayağından sakat, dizi ağrıyor / Kimi alzaymır olmuş / Tutmuyor eli, tutmuyor beli / Tövbe yürüyemiyor / Hastalık vurmuş / Kızını oğlunu sayıklıyor kırık pılak gibi.”

“Hangi tarlada kaza geçirmiş / Hangi dağda hangi ormanda yuvarlanmış / Kolu omuzu enkaza dönmüş / Yetmiyormuş gibi kalbini kurt kemirmiş / Aldığı nefese doyamıyor / Yüzü çamura dönmüş.”

“Kalın ve derin çizgiler yontulmuş yüzüne / Ne sevindiği ne sevinmediği belli / Gülüp gülmediğini anlamıyorsun bile / Görüp geçirmiş hayatını en acı deneyimlerle / Ağlamak ağlamamak arası her bakışı.”

“Çatısı uçmuş, duvarı göçmüş evler gibi duruyorlar yatakta / bir sam yeli koparıp götürecek hayattan / Ruhuna Fatiha okurken sormayacak mı insanlar / Ne görmüşler ne yaşamışlar bu dünyada?”

“Bir de gençler var sitresin yanlış beslenmenin kurbanı / canlıların kedilerin köpeklerin çiçeklerin böceklerin yerkabuğunda kırıkların / baş belası sitresin.”

“Doktorlar var canımızı tutan, hemşireler, yardımcılar / ve can bulmaya çalıştığımız odalar / Nerede bir çağrı duysalar anında orada bitiyorlar. / ‘Hemşire’ sesiyle başlayan koşularla…”

“Gecenin bir yerinde söner ışıklar / Ses seda kesilir / Yalnız duyulur monitörlerin sesi / Sitent takılanlar pil takılanlar uykuya dalar. / Kimileri çeker iple sabahı.”

*

Dünyanın yorgunlukları, acıları, kederleri, insanda biriktirdiği izler toplanır yoğun bakımda. / Yoğun bakım sağlam insanların kafasında “ölüme bir adım kalan yerdir.” “Yoğun bakımdan çıkmak, hayata yeniden dönmek gibidir, yeniden doğmak, hayata yeniden başlamak…”

Son otuz yılın içinde ilk yoğun bakım, eski Koşuyolu Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi’ndeydi, ikincisi Hacettepe’de, Üçüncüsü de KTÜ Farabi’de… / Yaşam dört elle sarılmak gereken bir süreç, ne yazık ki, hasta olmadan değeri bilinmiyor… / Kimileri hastalığa “erkeklik” taslıyorlar. Şakaya gelir tarafı varmış gibi. Kimileri de ağrılarına doktorluk yapıyorlar. Kalpten kaynaklandığını akıllarına dahi getirmiyorlar. An geliyor ki öldükten sonra ya “hiçbir şeyleri yoktu” deniyor ya da hazırlanıp öyle gidiyorlar doktora, geç kalıyor ve “beyaz donlu” tertemiz bir ölü oluyorlar yaşadıkları kırizle. / Postacı kapıyı iki defa çalıyor ya duymuyorlar ya da duymazdan geliyorlar. Bırakın baypası, bir hasta “yazıldıysa kaderime bu hastalıktan ölmek” diyor, anjiyo bile olmuyor. Bereket versin oğlu bilime ve bilim insanına inanıyor, atıyor imzayı, sitent takılıyor ve iki gün sonra taburcu oluyor.

Asistanlar, hemşireler ve bakıcılar… Gerçekten sabırla yoğrulmuşlar. Sevecen, şefkatli ve güler yüzlüler. Su verirken bile olsa, “iyi misin” diye sorarlarken de, öyle canlar, öyle yakınlar, öyle gönülden. Özel hastanelerdekileri aratmıyorlar. “Yazacağım sizleri” dediğimde gülümsediler, “yaz hocam, yaz” dediler. Tüm Türkiye, tüm dünya doktor, hemşire ve hasta bakıcılarının adlarını bilsinler, görsünler diye gökyüzünün en yüksek yerine ışıklarla yazmak isterdim, salt gazeteye değil. Özellikle değerlerini bilmeyenlerin gözünün içine sokulsun diye. / Onlar hayatın “can bağışlayıcılarıdır.”

Kimi hastalar yaramazlık ediyorlar. Kim bilir, belki de hayatta eşlerine, çocuklarına yapmadıkları, yapamadıkları “nazlanmayı”, doktorlara, hemşirelere yapıyorlar. Kolundan ilaçlı serumu çıkarmak isteyenler, kasık üzerine-kanama olmasın diye yerleştirilen ve bantlanan kum torbasını söküp atmak isteyenler, yemek yemeyen, durmadan bağıranlar, sonda ile bağlanan idrar torbalarını atıp yatağı ıslatanlar… Bezini açıp ortalığı berbat edenleri… Onlar yıkıyor, temizliyor, yalvar yakar ikna ederek hastayı sakinleştiriyorlar, hayata döndürmekle kalmıyorlar...

Ailesine kızıp en dandik küfürleri sıralayanlara anne oluyorlar, baba, kardeş, arkadaş ve akraba oluyorlar; onlar susturuyor, onlar gülümsetiyor, hayata bağlıyorlar.

Kimi asistanlar yabancı uyruklu olmasına karşın uyum içinde çalıyorlar. Hocaları konuşurken ağzının içine bakıyorlar. İtirazsız dinliyor ve notlar alıyorlar. Hasta inlediğinde yanında bitiyorlar. Kuşkulandıkları bir durumla karşılaştıklarında hastayı hemen başka bir tetkik odasına götürüyorlar.

Yoğun bakım, operasyon sonrası hasta “kesilerinin” ilk onarıldığı, yüzeysel eksiklerin giderildiği, narkozdan çıkıldığı yerdir. İnsan bayıltıldıktan sonra gözlerini, ayırtına varmadığı karanlık bir dünyadan aydınlık bir dünyaya ilk açtığı, insanlarla karşılaştığı alandır. Birkaç gün kalır, toparlanır, kimi ihtiyaçlarını karşılar duruma gelir, servise çıkarılır ya da benim gibi taburcu edilir. / Tüm yoğun bakım çalışanlarına sonsuz teşekkürler!

Sevgiyle, esenlikle kalınız…

TURAN BAHADIR [email protected]