Malum hikâye... Boksör ringde acayip bir biçimde dayak yiyor. Ağız burun kan içerisinde, düştü düşecek! Kurtarıcı zil, çalıyor. Raunt arasında antrenörüne dönüp “Öldüm, bittim. Daha devam edemeyeceğim, havlu at!” diyor. Antrenörü ise, “Olur mu öyle şey? Sen farkında değilsin ama rakibin mahvoldu” şeklinde cevap veriyor. Boksör de “O zaman ben kimden dayak yedim?” diye soruyor. Trabzonspor da birinden dayak yiyor ama kimden belli değil!
Sadri Başkan Trabzonspor’a 40-50 milyon dolar verdiğini beyan ediyor. Bu cetvele göre mühendis olmasına rağmen, Şener’in hesap bilmediği de ortaya çıkıyor. 10 milyon doların, 18 trilyon gibi bir paraya tekabül ettiğini, bu miktarın da hiç azımsanmayacak kadar büyük bir meblağ olduğunu Sadri Başkan fark etmiyor sanırım. Şener Trabzonspor’a hibe ettim dediği paranın, zaten etmese bile kulübün borçlarından dolayı kendine hiçbir zaman ödenemeyeceğini bildiğinden olsa gerek, bonkör edasıyla işi kapatmaya çalışıyor. Ayrıca Trabzonspor Başkanı olduktan sonra TMSF’ye devredilen borcunu Trabzonspor’un imtiyazıyla neredeyse çekirdek parasına, taksitlendirilmiş bir şekilde uzun vadeye yayarak ödüyor. Kısaca Trabzonspor hiç kimseye borçlu kalmadığı gibi Sadri Şener’e de kalmamış oluyor. Herkes gibi Sadri Başkan da Trabzonspor’un gölgesinde serinleyip, güneşinde ısınıyor.
Başkan Şener geçtiğimiz günlerde düzenlediği basın toplantısında, hala Şenol Güneş’e göndermeler yapıyor. Oysaki Şenol Güneş istifa ettiğinde takımın iki kaptanı Asbaşkana giderek, “İki kez bize verilip de ödenmeyen çeklerin, bir an önce ödenmesi için taahhütte bulunursanız birçok sorun kendiliğinden çözüme kavuşmuş olur. Bizim Şenol Hoca ile bir problemimiz yok. Güneş’i tekrar takıma döndürmek için çaba sarf edin. Ona ihtiyacımız var.” demiştir. Başkan Şener asıl çıkmazın kendilerinden kaynaklandığını görmezden gelip, Güneş’i batırarak ya da batırdığını sanarak günü kurtardığını düşünmüştür.
Sadri Şener Trabzonspor’u öyle kötü yönetmiş, öyle har vurup, harman savurmuştur ki, kulübün bugün telaffuz edilenin çok üstünde borçları olduğunu, kıyısında köşesinde bulunan herkes bilir. Hepsi bir kenara, Güneş ve Bulak da dâhil neredeyse herkesten habersiz yaptığı son iki transfer tamamen bir fiyaskoya dönüşmüş, bu fiyasko da Trabzonspor’a10 trilyonun üzerinde bir paraya mal olmuştur. Janko ve Emerson... İkisi de kadro dışı... İkisinin de bileti kesilmiş...
Sadri Şenerli Trabzonspor sadece ekonomik değil her açıdan çöküşlere de sahne olmuştur. Kulüp içerisinde kim kime, dumduma bir hava eserken, imam-cemaat örneği vuku buluyor. Bir bakmışsın restoranlar kapatılmış, âlemi sefaya dalınmış, hesap ise soluğu Trabzonspor’un kasasında almış! Hadi mevkiinizi, makamınızı, temsil ettiğiniz kurumu hiçe sayıp, tamamen insani zafiyetlere kapılıp aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içip, mekân kapatıyorsunuz. Bari racona uygun şekilde davranın da hesabı ödeyin.
“İyi futbolcular, Trabzon’u tercih etmiyor. Şehrin küçüklüğünden sitem ediyorlar.” derken, her fırsatta Bodrum’daki şezlongunda soluğu alan Şener, takım küme düşme noktasına gelse dahi keyfinden en küçük taviz vermiyor. Tüm bunlar bir yana, asıl şaşılacak şey, Şener’in megalomanlık derecesine varacak bir şekilde narsist bir tavır takınıp, “Her şeyi ben yaparım, ben ederim. Tüm kararları ben veririm. Yönetim de kim oluyor? Gerekirse basketbolu kapatırım. 1461’i satarım. İstediğim futbolcuyu alır, gerek görmediğimi elden çıkarırım.”  edasıyla hareket etmesi ve yönetimin eli kolu bağlı bir biçimde buna biat etmesi! Yönetim tarihin kendilerini kötü yazacağını, haklarında “basiretsizler yönetimi” ve Trabzonspor’u uçuruma sürükleyenler olarak not düşeceğini bilmiyor sanırım.
Sadri Şener iktidara yakın olmak, hatta eski bakan Faruk Özak’ın bu kötü gidişata hafiften hafiften muhalefet etmesine set çekmek için, Ak Parti eski Merkez İlçe Başkanı Yılmaz Büyükaydın’ı Futbol Şubesi sorumluluğuna getirerek ortalığı yatıştırmanın taktiğini yapıyor. Bu durum da Şener’in siyasete ilk yenilgisi değildir.
Onursal Başkan Mehmet Ali Yılmaz’ın zaman zaman yaptığı çıkışlardan ötürü “onursallığının sorgulandığı” bir şehirde, kulübünü batıran, bundan hiçbir sorumluluk ve rahatsızlık duymayan bir başkanı tarih nasıl kaydeder? Varın siz düşünün!
Ey Şener! Burası Konya değil Trabzon. Biz de Mevlana değiliz. Nasıl gidersen git, bir an önce git! Yine git, yine git!