KAR ALTINDA KALAN YÖNETİM
Bir şehir düşünün…
Karadeniz’in en büyük kış organizasyonuna ev sahipliği yapıyor.
Binlerce insan akın ediyor.
Yollar kilit, araç kuyrukları 25 kilometreyi aşmış.
Coşku zirvede, kalabalık taşmış…
Ama o kalabalığın içinde olması gereken biri yok.
Turizm İl Müdürü yok.
Bu bir eksiklik değil, bu bir yokluk hali.
Ve bu yokluk, sıradan bir detay değil; doğrudan bir yönetim zafiyetidir.
Çünkü turizm; masa başında rapor yazmak değildir.
Turizm; sahada olmak, kalabalığın nabzını tutmak, krizi yerinde yönetmektir.
25 kilometrelik araç kuyruğu bir “başarı” değil,
doğru yönetilemeyen bir organizasyonun alarmıdır.
Şehrin tüm aktörleri sahada.
Valilik orada, belediyeler orada, siyaset orada.
Ama turizmin başındaki isim yok.
O halde soruyu açık soralım:
Siz yoksanız, bu şehrin turizmini kim yönetiyor?
“Yurt dışı temasları yapılıyor, tanıtım faaliyetleri yürütülüyor” deniyor.
İyi de…
Kendi şehrinizdeki en büyük organizasyonda yoksanız,
dünyayı dolaşmanızın ne anlamı var?
Turizm önce kendi şehrinde başlar.
Sahada yoksanız, vitrinde görünmenizin hiçbir değeri yoktur.
Trabzon gibi potansiyeli yüksek bir şehir,
bu kadar kopuk, bu kadar edilgen bir yönetim anlayışını taşıyamaz.
Bu şehir artık “idare edilen” değil,
yönetilen, planlanan ve geliştirilen bir turizm istiyor.
Çünkü gerçek şu:
Bugün yaşanan tablo, bir yoğunluk sorunu değil;
bir vizyon eksikliğidir.
Ve vizyon;
koltukta oturarak değil,
sahada ter dökerek ortaya konur.
Trabzon’un artık
fotoğraf veren değil,
sahayı yöneten insanlara ihtiyacı var.
Çünkü bu şehir,
ihmal edilecek bir şehir değil.
Bu şehir,
çok daha fazlasını hak ediyor.
YAVUZ SELİM'İN ARDINDAN TRABZON FUTBOLU NEYİ KAYBETTİ?
Trabzon futbolunun tarlasıydı, fabrikasıydı Yavuz Selim Sahası.
Sadece bir saha değildi; hayallerin filizlendiği, yeteneklerin yoğrulduğu, çocukların futbola âşık olduğu bir okuldu.
Kapatılmasının ardından Trabzon futbolu sadece irtifa kaybetmedi…
Aynı zamanda ruhunu da biraz geride bıraktı.
Bugün oynanan Faroz–Araklıspor maçına bakınca tablo çok net:
Evet, bir kalabalık vardı.
Evet, bir ilgi vardı.
Ama eksik olan çok şey vardı.
Ne doğru düzgün sosyal alan,
ne yeterli altyapı,
ne de o eski samimi futbol atmosferi…
Bir an durup düşünelim:
Aynı maç Yavuz Selim’de oynansaydı ne olurdu?
Tel örgülere tırmanan çocuklar…
Sahanın kenarında hayal kuran gençler…
Her pozisyonda ayağa kalkan bir mahalle…
Ve en önemlisi, futbolu sadece izlemeyen, yaşayan bir şehir…
Çünkü Yavuz Selim bir stat değil, bir kültürdü.
Orada yetişen her genç, sadece futbol oynamazdı; mücadeleyi, aidiyeti, rekabeti öğrenirdi.
Bugün gelinen noktada şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Trabzon amatör futbolu ciddi bir zemin kaybı yaşamaktadır.
Ve bu kaybın en önemli nedenlerinden biri,
Yavuz Selim gibi bir değerin yok edilmesidir.
Trabzon futbolunun geleceğini yeniden ayağa kaldırmak istiyorsak,
önce o ruhu geri getirmeliyiz.
Bu yüzden mesele sadece bir saha meselesi değildir.
Bu, bir şehrin futbol hafızasıdır.
Ve o hafıza, yeniden ayağa kalkmayı bekliyor.
Yavuz Selim’e dönüş, bir tercih değil…
Trabzon futbolu için bir zorunluluktur.