Önce asgari ücret açıklandı. Şimdi sırada emekli maaşları var. Her açıklama, bir “müjde” diliyle sunuluyor ama mutfakta yankısı olmayan rakamlar bunlar. Çünkü bu maaşlar hayatı değil, ancak ay sonuna kadar sabretmeyi finanse ediyor. İnsanlar artık “ne alırım” diye değil, “neyi almaktan vazgeçerim” diye hesap yapıyor.

Bir yanda ömrünü çalışarak geçirmiş emekliler; ilaçla fatura arasında tercih yapmak zorunda bırakılan insanlar… Diğer yanda asgari ücretle, tam zamanlı çalışıp hâlâ yoksul sayılan milyonlar. Emek bu kadar değersizleşmişken, alın teri bu kadar ucuzken, toplumun gözü başka bir yere takılıyor: İşlevini büyük ölçüde yitirmiş, sahadaki karşılığı neredeyse sembolik hâle gelmiş muhtarlık makamına.

Bugün birçok muhtarın ne çözdüğü, hangi derdi omuzladığı belirsiz. Buna rağmen asgari ücret düzeyinde maaş, ücretsiz ruhsatlı silah taşıma hakkı ve hiçbir demokratik temsiliyeti olmamasına rağmen “sivil toplum temsilcisi” edasıyla protokollerde en ön sırada yer alma ayrıcalığı… İşte bu, insanın canını yakan adaletsizliktir. Sorun bir muhtarın maaşı değildir; sorun, emeğin hiçe sayıldığı bir düzende, sembollerin kutsanmasıdır.

Bu tablo, devleti ayakta tutanlarla vitrinde tutulanlar arasındaki uçurumu büyütüyor. Emekli pazarda filesini yarım doldururken, çalışan borçla nefes alırken, iş yapmadan ayrıcalık sahibi olmak vicdanla açıklanamaz. Adalet, sadece rakamları açıklamakla sağlanmaz; kimin neye ne kadar hak ettiğini sorgulamakla sağlanır.

Bugün açıklanan her maaş, sadece ekonomik bir veri değil; toplumsal bir sınavdır. Ve ne yazık ki bu sınavda sınıfta kalan, yine emek, yine insan onuru oluyor.

Yağmur ince ince yağıyordu. Eski Millî Eğitim Bakanı, mesai bitiminde bakanlık binasından çıkarken koruması elindeki şemsiyeyi uzattı.

“Efendim, şemsiyeyi alıp arabaya koyalım” dedi.

Bakan bir an durdu, şemsiyeye baktı ve sakin bir sesle konuştu:

“Bu şemsiye benim değil, devletin. Devletin malı şahsi işlerde kullanılmaz.”

ÖZLEDİK!.

Eski Maliye Bakanlarımızdan merhum Adnan Kahveci, Recep. Yazıcıoğlu'nun Aydın Valisi olarak görev yaptığı zaman. Recep, ''Ankara'dan çok sıkıldım, hafta sonu özel arabamla sana geliyorum. Kimsenin haberi olmasın, biraz kafa dinlendirelim.'' der. Yazıcıoğlu, ''Çok iyi olur. Ben de sıkıldım, tebdili kıyafetle şöyle uzak bir köye beraber gidelim.''. Der. Hemşerisi, çocukluk arkadaşı kahveci özel arabasıyla gelmiştir. İkisi de tanınmamak için köylü vatandaşlar gibi giyinirler. Kahvecinin arabasıyla uzak bir köye doğru yola. Çıkıp, köyün biraz uzağına arabayı park edip, köye yürüyerek giderler. Yolda köyün yakınındaki bahçede çalışan yaşlı bir ihtiyar görürler. Amca selamün aleyküm kolay gelsin, biz Allah misafiriyiz, karnımız tok, bu gece bu köyde kalmak istiyoruz, misafir alır mısın derler. İhtiyar amca da, o ne demek evladım. Başımızın üstünde yeriniz var. Hadi hemen gidelim eve deyip, misafirlerini evine götürür. Yaşlı hanımına, hanım bak sana iki tane tanrı misafiri getirdim. Malın gittiğine bakma, yüzün ağardığına bak der. Yaşlı amca ve teyze misafirlerinin rahat etmeleri. Için, elinden geleni yapar. Misafirler sabah erkenden kalkıp giderler. Yaşlı amca, bakanı ve valiyi tanımıştır ama o da belli etmemiştir. Hanımına, ''Hanım, bu gece bizim fakirhaneye devletin. Bakanı ve valisi misafir oldu, şereflendirdi'' der. Yaşlı teyze de kocasına, ''Yok herif, benimle dalga mı geçiyorsun, üstlerine başlarına bakmadın mı, şu kılıklı adamlardan bakan vali olur mu hiç?''. Der ve inanmaz. Aradan bir zaman geçer. Bu sefer, rahmetli Recep Yazıcıoğlu, aynı köye makam arabasıyla gelmiştir. Misafir oldukları yaşlı amcayı ve teyzeyi sorar. Yaşlı amca ve teyze gelir ve sohbet. Ederken, ''Sayın Valim, şimdi kendini teyzene tanıt. Siz fakirhaneye şeref verdiğinizde, teyzenize bunlar devletin. Bakanı ve valisi dediğimde, yok baksana üstlerine başlarına, bunlardan bakan, valimi olur diye inanmamakta inatlaşmıştı der. Teyze çok üzülür, mahcup olur, yazıcı oğlu, yaşlı teyzeye sarılıp, teyzem üzülme sen haklısın. Ama o akşam ne ben valiydim ne de arkadaşım bakandı. İkimiz de şehirlerin havasından bunalmış ve kırlarda. Sade vatandaş olarak kafa dinlendirmeye gelmiştik der. Hayatta hemşerî ve arkadaş olarak benzer özellikler. Gösteren, yıllar geçse de unutulmayan ve yaşama. On yıl arayla trafik kazasıyla veda eden. Merhum, Recep Yazıcıoğlu ve Adnan Kahveci'yi bu. Vesileyle tekrar rahmetle yâd ediyoruz. Beğeni, paylaşım ve yorumlarınızla destek olursanız müteşekkir olurum.