Transfer çok dikkat edilmesi gereken bir konudur.
Çünkü bir oyuncuya yalnızca para değil, umut, beklenti ve gelecek de yatırırsınız. Ancak bu yatırım sahada karşılık bulmadığında, hem kulüp ekonomisi hem de teknik yapı ağır bir yük altında kalır.
O zaman eleştiriler de kaçınılmaz olur; yöneticiler hedefe konur, kararlar sorgulanır. Ama futbol sadece yanlışları konuşarak anlatılamaz.
Doğru yapılan işler de en az hatalar kadar konuşulmayı hak eder.
Şimdi yöneticileri, bir oyuncu kötü çıktığında nasıl eleştiriyorsak, iyi çıktığında da hakkını vermemiz gerekiyor. İşte bu noktada Felipe Augusto transferi, önemli bir başarı hikâyesi olarak karşımıza çıkıyor.
5 milyon Euro bonservis bedeliyle kadroya katılan golcü oyuncu, kısa süre içinde gösterdiği performans ve piyasa değeriyle dikkat çekti.
Ardından 20 milyon Euro gibi ciddi bir rakamla Zenit’e transfer olarak kulübe yaklaşık dört katlık bir kazanç sağladı. Bu sadece bir satış değil; doğru zamanda doğru hamle yapmanın, futbol aklının ve transfer stratejisinin sahaya yansımasıdır.
Trabzonspor bu hamleyle birlikte hem ekonomik anlamda güç kazandı hem de transfer piyasasında ne kadar doğru bir planlama yaptığını gösterdi.
Üstelik bu tablo bir istisna gibi de görünmüyor.
Felipe Augusto gibi birkaç oyuncuya daha ciddi teklifler olduğu ve yönetimin aynı transfer politikasını sürdürme kararlılığında olduğu ifade ediliyor.
Bu da kulübün artık sadece oyuncu alan değil, aynı zamanda değer üretip satan bir yapıya evrildiğini gösteriyor. Bu nedenle yönetimi, sadece yapılan transfer için değil; kurulan bu stratejik sistem için de ayrıca tebrik etmek gerekir.
Çünkü futbolda asıl başarı, yalnızca sahada kazanmak değil, kulübü sürdürülebilir bir ekonomik yapıya kavuşturmaktır.
…………………..
KADRO KORUNMALI
Trabzonspor’da birçok oyuncu için transfer teklifleri gelmeye devam ediyor.
Bu tekliflerin bazıları ciddi bonservis bedelleri içeriyor.
Ancak yönetim, şu ana kadar yalnızca Felipe Augusto ve Christ Oulai’nin satışına onay verdi. Felipe Augusto’nun takımdan ayrılmasının ardından gözler şimdi Christ Oulai’ye çevrilmiş durumda. Yönetimin bu iki oyuncunun transferine izin vermesi yerinde bir karar olarak değerlendirilebilir.
Bu konuda kamuoyunda ciddi bir itiraz da bulunmuyor.
Ancak kadronun iskeletini oluşturan diğer oyuncuların mutlaka takımda tutulması gerekiyor. Aksi yönde, gerçekten baş döndürücü ve reddedilemeyecek teklifler gelmediği sürece bu oyuncuların kadroda kalması şart.
Aksi bir durumda kadro yapısının bozulması, bir sezonun tamamen heba edilmesi anlamına gelebilir. Bu nedenle atılacak adımlarda son derece dikkatli olunmalı.
Öte yandan, geçtiğimiz sezon takıma beklenen katkıyı veremeyen ve performansı vasat seviyede kalan oyuncuların ise kulübe zarar vermeyecek şekilde elden çıkarılması gerekiyor.
……………..
12.ADAM NEREDE?
Trabzonspor’da kombine satışları ne yazık ki hiç beklenen seviyede değil.
Oysa hedeflerin bu kadar yüksek tutulduğu, umutların bu kadar büyütüldüğü bir sezon öncesinde tribünlerin bu sessizliği insanın içini burkuyor.
Asıl üzücü olan ise başka bir gerçek…
Her fırsatta Trabzonspor sevdalısı olduklarını dile getiren bazı iş insanlarımızın bu tabloya sessiz kalması. Oysa daha önce de defalarca dile getirmiştik; bu şehirde gerçekten gönül verenler varsa, kombine alıp ihtiyaç sahibi taraftarlara hediye ederek büyük bir dayanışma örneği gösterebilirlerdi.
Ama ne yazık ki şimdiye kadar bu yönde güçlü bir adım görebilmiş değiliz.
Bu sessizlik, bu bekleyiş insanın yüreğinde ayrı bir kırgınlık bırakıyor.
Buradan hem Bordo-Mavi renklere gönül veren iş insanlarımıza hem de büyük Trabzonspor taraftarına bir kez daha seslenmek gerekiyor;
Bu takım sahipsiz değil.
Olmamalı da…
Trabzonspor’un en büyük gücü her zaman tribünler oldu.
Şampiyonluklar, zaferler, unutulmaz geceler hep o tribünlerin inancıyla yazıldı.
12. adam olmadan bu hikâye eksik kalır.
Yeni sezon öncesi yine aynı çağrı yapılıyor;
Takımına sahip çık.
Tribününü doldur.
Kombinesini al.
Çünkü Trabzonspor yalnız bırakıldığında sadece bir kulüp değil, bir şehir de sessizleşir.
Ve bu sessizlik, en çok Bordo-Mavi yüreklere ağır gelir.
………….
TEKKE'NİN BÜYÜK SINAVI
Trabzonspor'da yeni sezon öncesi büyük yatırımlarla güçlü bir kadro oluşturuluyor. Yapılan transferler, camiada yeniden şampiyonluk hayallerini yeşertirken, gözler doğal olarak teknik direktör Fatih Tekke'ye çevriliyor.
Bu sezon, belki de kariyerinin en önemli sınavlarından birini verecek.
Fatih Tekke'nin geçtiğimiz sezon ortaya koyduğu oyun anlayışından daha cesur, daha agresif ve rakibini ilk dakikadan itibaren baskı altına alan bir futbolu tercih etmesi gerekiyor. Trabzonspor, sahaya çıktığı her maçta golü arayan, rakibine üstünlüğünü hissettiren bir kimliğe bürünmeli.
Taraftarın özlediği ruh tam da budur.
Elbette hücum kadar savunma da büyük önem taşıyor.
Geçtiğimiz sezon zaman zaman kolay goller yiyen bir Trabzonspor izledik.
Bu tablo, yeni sezonda mutlaka geride kalmalı.
Büyük hedeflere yürüyen takımlar, önce savunma disiplinini sağlamalıdır.
Bir diğer önemli konu ise oyuncu tercihleri...
Fatih Tekke, forma adaletinden asla taviz vermemeli.
Kim hak ediyorsa formayı o giymeli.
Hiçbir futbolcu kendisini dışlanmış hissetmemeli.
Takımdaki her oyuncu, "İyi çalışırsam, iyi oynarsam formayı alırım." düşüncesini taşımalı. Çünkü başarı, ancak adaletin ve güvenin olduğu bir ortamda gelir.
Trabzonspor'da "ben" değil, "biz" anlayışı hâkim olduğu sürece başarı da kaçınılmaz olacaktır. Büyük hedeflere ancak birlik ve beraberlikle ulaşılır.
Fatih Tekke'den beklentiler oldukça büyük.
Biz de bu beklentilere karşılık verecek bilgiye, cesarete ve karaktere sahip olduğuna inanıyoruz. Dileğimiz; yeni sezonda sahada mücadeleden vazgeçmeyen, taraftarına umut veren ve herkesin gurur duyacağı kusursuz bir Trabzonspor izlemek.
Çünkü bu büyük camianın en çok hak ettiği şey, yeniden zirveye oynayan bir Trabzonspor'dur.
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
TRABZONLU ANTRENÖRLER
NEDEN TARTIŞILIYOR?
Trabzon, Türk futboluna çok sayıda değerli teknik adam kazandırmış bir şehir…
Futbol bilgisi yüksek, donanımlı ve kariyerinde önemli işler yapabilecek isimler bu şehirden çıkmaktadır. Ancak son yıllarda dikkat çeken bir başka gerçek de vardır. Bazı Trabzonlu antrenörlerin görev aldıkları kulüplerde sergiledikleri 9 tabloyu olumsuz etkilemektedir.
Bu durum zamanla tüm Trabzonlu teknik adamlara yönelik bir ön yargının oluşmasına neden olmaktadır. Oysa birkaç örnek üzerinden bir camianın tamamını değerlendirmek doğru değildir. Ne yazık ki, bazı teknik adamların yetersiz iletişimleri, saha içi planlama eksiklikleri ve profesyonellikten uzak görüntüleri; gerçekten bu işi hakkıyla yapan isimlerin de önünü kapatmaktadır.
Futbolda belirleyici olan isimler değil, liyakat ve performanstır.
Ancak mevcut tabloda, hak eden ile etmeyen arasındaki ayrımın net şekilde yapılamadığı görülmektedir.
Temennimiz; futbolun içinde daha sağlıklı bir eleme sisteminin oluşması, bilgi birikimi ve donanımı yüksek teknik adamların önünün açılmasıdır.
Aksi halde, nitelikli birçok Trabzonlu antrenör, hak etmediği bir algının gölgesinde kalmaya devam edecektir.
……………….
DOSTLUK KALDI MI?
Son zamanlarda insanlık adına içimizi burkan bir değişime tanıklık ediyoruz.
Sanki her geçen gün birbirimizden biraz daha uzaklaşıyor, kalplerimizin arasına görünmez duvarlar örüyoruz.
Samimiyetin yerini çıkar, dostluğun yerini menfaat almış durumda.
Artık kime inanacağımızı, kime güveneceğimizi bilemez hâle geldik.
Dost bildiğimiz insanların gerçek yüzleriyle karşılaştığımızda ise gördüklerimize inanmakta zorlanıyoruz. Bir zamanlar omuz omuza yürüdüğümüz, derdimizi paylaştığımız insanlar, çıkarları söz konusu olduğunda bizi hiç tanımıyormuş gibi davranabiliyor. Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki insanlar, kendilerine bir faydanız kalmadığını düşündükleri anda bırakın hâlinizi hatırınızı sormayı, selam vermekten bile kaçınıyor. Her gün sohbet ettiğiniz, dost bildiğiniz kişiler, makamı ya da konumu değiştiğinde sizi görmezden gelebiliyor.
Hatta "Benden bir şey ister." düşüncesiyle yolunu değiştirecek kadar vicdanını kaybedenler bile var. Oysa hayat, hiçbir zaman tek bir çizgide ilerlemez.
Bugün güçlü olan yarın zorda kalabilir; bugün zirvede olan yarın desteğe ihtiyaç duyabilir. Boşuna dememiş atalarımız: "Düşmez kalkmaz bir Allah'tır."
Hedefe ulaşana kadar kullandığınız, işiniz düştüğünde yanınızda olmasını istediğiniz insanlara sırtınızı dönerseniz, gün gelir aynı insanlara siz muhtaç olabilirsiniz.
İşte o zaman ne makamın, ne paranın ne de çıkar ilişkilerinin bir anlamı kalır.
Geriye sadece kırılmış gönüller ve pişmanlıklar kalır.
Unutmamalıyız ki insanı insan yapan; makamı, serveti ya da gücü değil, vefası, merhameti ve dostluğuna sahip çıkabilmesidir.