Bu kez soruna IŞİD bağlamından bakalım. Çünkü sorun artık soyut bir güvenlik tartışması değil, doğrudan devletin beka sorunudur. Bu bağlamda;

Gaziantep İzmir ve Yalova’da yaşananlar, birbirinden kopuk olaylar değildir. Ortak paydaları vardır: radikal terör tehdidinin içeride yeniden görünür hale gelmesi. IŞİD gibi bir örgütün, yıllar sonra bile Türkiye’nin farklı şehirlerinde isim değiştirmiş, hücreleşmiş, görünmez ağlar kurabilmiş olması, meselenin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor. İzmir’deki olaylar ise başka bir yerden aynı yere bağlanıyor. Sosyal çürüme, yoksulluk, madde bağımlılığı, suçun gündelik hayatın parçası haline gelmesi… Devlet, sosyal politikayı çekip sadece polisi öne sürdüğünde, sorun çözülmez; ertelenir ve büyür. Güvenlik sadece copla sağlanmaz; adaletle, eğitimle, sosyal destekle sağlanır. Siz ülkeyi göçmen deposuna çevirirseniz, 25-30 yaş Afganlı erkekleri ailesi olmadan kontrolsüz olarak; sırf ABD ve Avrupa’nın gönlü olsun diye ülkeye sokarsanız bu sorunu daha da büyütür, içinden çıkılmaz bir hale getirirsiniz.

Yalova küçük bir şehir. Böyle yerler genelde “sakin” diye tarif edilir. Ama tam da bu yüzden önemlidir. Eğer bir ülkede IŞİD bağlantılı yapılar büyük metropollerle sınırlı kalmıyor, Anadolu’nun nispeten sessiz şehirlerine kadar sızabiliyorsa, burada artık “terörle mücadelede başarı” anlatısı çökmüş demektir. Bu, beka sorununun sessiz ama derinleşmiş halidir.

Beka kavramı yıllardır yanlış anlatılıyor.

Beka, sadece sınır ötesi operasyon değildir.

Beka, sadece dağdaki terörist değildir.

Beka, bir ülkenin kendi içindeki radikal tehditleri zamanında tespit edip etkisiz hale getirebilme kapasitesidir.

Gaziantep, IŞİD’in Türkiye’deki geçmişi açısından zaten kritik bir merkezdi. Yalova’nın bu tabloya eklenmesi ise şu soruyu zorunlu kılıyor:

Bu yapılar nasıl nefes aldı?

Kimler göz yumdu?

Hangi ihmaller bu hücrelerin yeniden filizlenmesine yol açtı?

Altı ay önce serbest bırakılan IŞİD bağlantılı isimler tartışması hâlâ hafızalarda. “Delil yetersizliği”, “infaz düzenlemesi”, “yargı reformu” gibi başlıkların arkasına saklanan bir gevşeme hali var. Terörle mücadele, hukukun dışına çıkmadan ama asla rehavete kapılmadan yürütülmesi gereken bir alandır. Burada yapılan her hata, sadece bugünü değil yarını da tehdit eder.

İktidarın beka söylemi ise yine tek yönlüdür:

“Dış güçler, dış tehditler…”

Oysa bugün IŞİD tehdidi, dışarıdan gelen bir saldırı değil; içeride büyüyen bir zaafın sonucudur. Kurumların zayıflatılması, liyakatin tasfiyesi, istihbaratın siyasallaşması ve yargının güven kaybı… Bunların tamamı terörle mücadelede ciddi gedikler açar.

Yalova örneği şunu net biçimde gösteriyor:

Terör, sadece bomba patladığında sorun olmaz.

Terör, hücre kurduğunda, eleman devşirdiğinde, gözden kaçtığında da beka tehdididir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da şudur: Bu sorun göçmen düşmanlığına indirgenemez. IŞİD’le mücadele, etnik ya da mezhepsel genelleme yaparak değil, akılcı güvenlik ve güçlü hukuk devletiyle yürütülür. Aksi halde hem masum insanlar hedef olur hem gerçek tehditler perde arkasında kalır.

Gaziantep, İzmir ve Yalova bize aynı şeyi söylüyor:

Beka, nutuk atarak korunmaz.

Beka, “biz hallettik” diyerek sağlanmaz.

Beka, devletin ciddiyetle çalışmasıyla mümkündür.

Ve son söz Yalova’dan gelsin:

Bir ülkede IŞİD gibi bir örgüt yeniden konuşuluyorsa, sorun sadece terör değildir; devletin alarm sistemi çalmıyor demektir.

İşte gerçek beka sorunu tam da burada başlar.