“Arkadaşlarımı arkada bırakamam, tahliyemi istemiyorum.” Bir cümle… İçinde vicdan var, dayanışma var, bir de insanın aklına takılan o büyük soru: Adalet herkese eşit mi?
Fatma Hürriyet Kaplan’ın bu sözleri üzerinde düşünmek gerekiyor. Çünkü sorun yalnızca bir tahliye talebi değildir. Sorun, insanın kendi özgürlüğüyle arkadaşlarının yaşadıklarını nasıl ilişkilendirdiğidir. Herkesin kendi kurtuluşunun peşine düştüğü, başkasının derdinin kolayca unutulduğu bir zamanda Kaplan, arkadaşları nı geride bırakmak istemediğini söylüyor.Bu sözün politik anlamı burada başlıyor.
Ama durun! Bir ülkede insanlar, kendi özgürlükleriyle arkadaşlarının kaderi arasında seçim yapmak zorunda hissediyorsa asıl konuşmamız gereken, dayanışmanın yanında hukukun ve adaletin durumudur. Çünkü özgürlük, kimsenin lütfu değildir. Adalet, birilerinin insafına bırakılamaz. Hukuk da kişiye, düşünceye veya siyasi kimliğe göre değişen bir terazinin adı olamaz.
Anayasa’nın 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını güvence altına alıyor. Tutuklama, hukuki koşullara bağlı istisnai bir tedbirdir; peşin cezalandırma aracına dönüştürülemez. Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Öyleyse soralım: Bir kişinin özgürlüğü hangi hukuki gerekçelerle sınırlandırılıyor? Bu gerekçeler yargısal denetime tabi tutuluyor mu? Hukukun temel güvenceleri herkes için eşit biçimde işliyor mu? Bunlar siyasi sloganlarla geçiştirilecek sorular değildir. Hukuk devletinin yanıtlamak zorunda olduğu sorulardır.
Dayanışma, Herkesin Sınavıdır
Fatma Hürriyet Kaplan’ın sözleri, devrimci dayanışma kavramını da gündeme getiriyor. Dayanışma, elbette işler yolundayken yan yana görünmek değildir. Zor zamanda başkasının hakkını da savunabilmektir. İnsanların yaşadıklarına kayıtsız kalmamaktır. Psikolojik açıdan empati ve aidiyetle, sosyolojik açıdan ortak sorumluluk duygusuyla ilişkilendirilebilecek bu tutum, bireyin kendisini yalnızca kendi çıkarları üzerinden tanımlamamasını ifade ediyor. Ancak bir noktanın altını çizelim: Tahliye istemek ihanet değildir. Hiç kimse dayanışma adına kendi özgürlüğünden vazgeçmeye mecbur bırakılamaz. Asıl hedef, insanların kendi haklarını kullanırken başkalarının haklarını da savunabildiği bir hukuk düzenidir.
Fatma Hürriyet Kaplan’ın sözünü önemli kılan, bu çelişkiyi görünür hâle getirmesidir: Bireysel özgürlük ile ortak sorumluluk nasıl bir arada var olabilir?
Yanıt açık: Kimsenin özgürlüğü diğerinin özgürlüğüne feda edilmemeli. Hukuk, herkes için güvence olmalı. Çünkü adalet, yalnızca özgürlüğüne kavuşanların sevincinden ibaret değildir. Özgürlüğünden yoksun bırakılanların haklarının da korunmasını gerektirir. Fatma Hürriyet Kaplan’ın sözleri bir kez daha hatırlatıyor: Özgürlük lütuf değil, haktır. Adalet ayrıcalık değil, yükümlülüktür. İnsan hakları ise yalnızca bize yakın olanların değil, herkesin hakkıdır.
Şimdi asıl soruyu soralım: Bir ülkede adaletin ölçüsü, kimin özgür olduğu mudur; yoksa herkesin özgürlük hakkının hukuk güvencesi altında bulunması mıdır?