Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünde bir okulda kutlama programını izlerken birbirine zıt iki manzarayla karşılaştım. Sahnedeki çocukların gözlerinde Cumhuriyet'in heyecanı, organizasyonun genelinde ise bu tarihî güne yakışmayan bir kayıtsızlık vardı. Şiirler okundu, marşlar söylendi, küçük yüreklerden büyük anlamlar yükseldi. Çocukların samimiyeti etkileyiciydi. Ne var ki onların gösterdiği özenin kurumsal hazırlıklarda aynı karşılığı bulduğunu söylemek güçtü. Bir milletin bağımsızlık iradesinin, çağdaşlaşma idealinin ve tarihsel dönüşümünün simgesi olan Cumhuriyet Bayramı'nın böylesine sınırlı bir katılımla karşılanması, eğitim anlayışımız üzerine düşünmeyi gerektiriyor.
CUMHURİYET İKİ SINIFIN OMUZLARINA BIRAKILAMAZ
Koca bir okulda Cumhuriyet Bayramı'nın yükünü iki sınıfın üstlenmesi, diğer öğrencilerin büyük ölçüde seyirci konumunda kalması, bazı öğretmenlerin tören alanında dahi görünmemesi üzerinde durulması gereken bir tablo. Elbette programı hazırlayan öğretmenlerin ve öğrencilerin emeği son derece kıymetli. Ancak Cumhuriyet gibi ortak aidiyetimizin temelini oluşturan bir değerin, birkaç kişinin gayretiyle sınırlı kalması eğitim kurumlarının toplumsal sorumluluğuyla bağdaşmıyor. Okullar yalnızca müfredatın aktarıldığı binalar değildir. Bir ülkenin tarihsel hafızası, ortak değerleri ve gelecek tasavvuru da o çatının altında şekillenir. Çocuk, Cumhuriyet'in önemini öğretmeninin anlattıklarından öğrenir, ona verilen değeri ise yetişkinlerin davranışlarında görür. Söz ile davranış arasındaki mesafe büyüdükçe eğitimin inandırıcılığı azalır. Cumhuriyet'i anlatan çocukların karşısında onu aynı ciddiyetle sahiplenen bir eğitim kadrosunun bulunması, herhangi bir kutlama programından çok daha derin bir pedagojik anlam taşır.
103 YILLIK BAYRAMA SON DAKİKA HAZIRLIĞI
Kürsüdeki bayrağın düzeninden kıyafetlerdeki özene, programın bütünlüğünden Cumhuriyet köşesinin hazırlanışına kadar dikkat çeken eksiklikler vardı. Kutlamanın başlamasına dakikalar kala Cumhuriyet köşesinin yetiştirilmeye çalışılması ise başlı başına düşündürücüydü. Cumhuriyet'in ilan edildiği tarih 103 yıldır belli. Bu kadar köklü bir tarihsel mirasın yıldönümüne hazırlıksız yakalanmanın makul bir açıklaması olabilir mi? Üstelik böylesine anlamlı günlerde gösterilen titizlik, yalnızca estetik bir tercih sayılamaz. Kurumların değerler karşısındaki ciddiyeti, en görünür biçimde ayrıntılara yansır. Bir bayrağın yerleştirilmesindeki özen, bir törenin hazırlanışındaki disiplin, öğretmenin öğrencisiyle birlikte duyduğu heyecan, çocukların zihninde uzun nutuklardan daha kalıcı izler bırakır. Cumhuriyet'in kuruluşundaki fedakârlıkları anlatırken onun yıldönümüne gösterdiğimiz hazırlık da tarih karşısındaki sorumluluk anlayışımızı ele verir. Hele ki Cumhuriyet'in 103 yıllık birikimini temsil eden bir günde, son dakikaya sıkıştırılmış bir hazırlık görüntüsüyle karşılaşmak insanda ister istemez burukluk yaratıyor.
JAPONYA HAFIZASINI KORUYOR, BİZ NEYİ AKTARIYORUZ?
Japonya, Hiroşima'nın yıkımını kuşaktan kuşağa taşıyan güçlü bir toplumsal hafıza oluşturmuş. Müzeleri, anma programları ve eğitim faaliyetleriyle o büyük felaketi yeni nesillerin tarih bilincinde yaşatıyor. Çocuklar geçmişin acılarıyla yüzleşirken barışın değerini de öğreniyor. Tarih, orada yalnızca kitap sayfalarında bırakılmıyor, toplumsal bilincin canlı bir parçası hâline getiriliyor. Bizim ise bağımsızlık mücadelesinden doğmuş, bir milletin kaderini değiştirmiş, egemenliği saraydan alıp millete teslim etmiş muazzam bir Cumhuriyet hikâyemiz var. Bu hikâyenin her kuşağa yeniden anlatılması, anlamının derinleştirilmesi, kazanımlarının günlük hayatla ilişkilendirilmesi gerekiyor. Atatürk'ü anlamanın yolu, onun fotoğrafını duvara asmakla tamamlanmıyor. Cumhuriyet'in hukuk, bilim, özgür düşünce, eşit yurttaşlık ve çağdaş eğitim ideallerini çocukların dünyasında karşılık bulacak bir bilinçle yaşatmak gerekiyor. Tarihsel miras, kendisine gösterilen ilginin derinliği kadar geleceğe ulaşabiliyor.
Tören boyunca gözüm zaman zaman sahneden ayrılıp yetişkinlere yöneldi. Çocuklar o büyük mirası heyecanla anlatırken acaba onları izleyenler kendi sorumluluklarını ne ölçüde düşünüyordu? Cumhuriyet'in ilanı için verilen mücadeleyi anlatmak kolay, o mücadelenin temsil ettiği ciddiyeti davranışlara taşımak çok daha zor. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının yokluklar içinde kurduğu Cumhuriyet, bugün milyonlarca çocuğun geleceğine ışık tutuyor. Bu tarihsel kazanımın kıymetini kavratmakla yükümlü kurumların sıradanlığa teslim olması, zamanla toplumun ortak hafızasında da aşınmaya yol açar.
Japonya, Hiroşima'nın küllerinden geleceğe uzanan bir hafıza inşa etti. Biz ise 103 yıl önce bir milletin kaderini değiştiren Cumhuriyet'in yıldönümünde kimi zaman birkaç sınıfın emeğine ve son dakika hazırlıklarına sığınıyoruz. Cumhuriyet'i kuran kuşağın imkânsızlıklar içinde başardıklarıyla, onu kutlayan kuşakların imkânlar içindeki özensizliği yan yana geldiğinde ortaya çıkan manzara yeterince ağır.
Çocuklar Cumhuriyet'i öğrenmek için sahneye çıkıyor. Yetişkinler ise Cumhuriyet'e ne kadar layık olduklarını o sahnenin dışında gösteriyor.