Bazı topraklar sadece coğrafya değil, bir milletin karakterinin mühürlendiği yerlerdir. Kars’ın soğuk rüzgarlarıyla dövülen o kadim tabyalar ve Allahuekber Dağları’nın beyaz örtüsü, Türk milletinin "Vatan" ve "İman" kelimelerini nasıl yan yana getirdiğinin en hüzünlü ve en vakur şahididir.
Geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiğim Kafkasya Cephesi Harp Tarihi Müzesi (Kanlı Tabya), bu gerçeği sadece bir tarih bilgisi olarak değil, ruhu titreten bir hakikat olarak kalbime nakşetti.
Müzenin koridorlarında yürürken, şehadetinden hemen önce yazılmış ancak adresine hiç ulaşamamış mektuplar karşılar sizi. O satırlarda korku değil; anneye duyulan özlem, yavukluya beslenen sadakat ve evlada bırakılan şerefli bir isim vardır. Narkozsuz ameliyatların can cana, dişe diş mücadelesi balmumu heykellerde canlanırken; insanın genzi yanar, boğazı düğümlenir. İşte orada anlarsınız ki; o askerleri ayakta tutan şey sadece askeri disiplin değil, sarsılmaz bir imandır.
Ermeni çetelerin ihanetiyle basılan ve tek bir neferin dahi sağ kurtulamadığı o tabyaya "Kanlı Tabya" denmesi boşuna değildir. Orası, ihanetin karanlığı ile sadakatin aydınlığının çarpıştığı yerdir. Müzedeki ışıklandırılmış çarıklar ise sanki o, on binlerce şehidimizin gökyüzüne uzanan merdivenleri gibidir. Her bir çarık, yazlık elbiseyle dondurucu kışa meydan okuyan, karnını karla doyurmaya çalışan ama vatanını düşmana çiğnetmeyen birer kahramanlık nişanıdır.
"Bizden önce Allah’larına teslim olmuşlardı" diyen Rus generalin sesi hala yankılanır gibidir bu karbeyaz dağlarda.
Sarıkamış sadece stratejik hataların veya sert kış şartlarının hikayesi değildir. Sarıkamış, düşmanının bile önünde saygıyla eğildiği bir karakter abidesidir. Rus Kurmay Başkan Vekili Pietroviç’in hatıralarındaki o tabloyu hayal edin: Diz çökmüş dokuz nefer, tetiğe basmak üzereyken donmuş ama nişanını bozmamış! Binbaşı Nihat, başı dik, saçları kardan beyazlamış bir heybetle kıyamda... Rus generalin, *"Onları teslim alamadım; bizden evvel Allah’larına teslim olmuşlardı"* sözü, Türk askerinin manevi kuvvetinin dünya tarihindeki en büyük tescilidir.
Hüznün yanında bir de asalet vardır bu topraklarda. Enver Paşa’nın stratejik kararlarının bedeli ağır olsa da, Kazım Karabekir Paşa’nın o karlı coğrafyada yetim kalan binlerce çocuğu kanatları altına alması, askerine bir baba, çocuklara bir umut olması, Türk devlet geleneğinin merhamet yüzünü temsil eder. O tabyalar ve şehitlikler, sadece birer anıt değil; bir milletin yokluk içinde var olma iradesidir.
Bugün bizler, o meşhur 90 bin şehidimizin bıraktığı mirası omuzlarımızda taşıyoruz. Onlar, uzak cephelerden yorgun argın gelip karların içinde sessizce birer buz heykeline dönüşürken, aslında gelecek nesillerin sıcak yuvalarında özgürce yaşaması için kendilerini feda ettiler.
Kars’ta bulunann 46 tabyadan öncelikle “*kanlı tabya’yı”* gezerken hissettiğimiz o yoğun duygu, sadece bir hüzün değil, aynı zamanda büyük bir gururdur. Vatanın her karış toprağının imanla nasıl harmanlandığını görmek isteyenler, Sarıkamış’ın o vakur sessizliğini dinlemelidir. Çünkü o sessizlikte hala şu nida yankılanmaktadır:
*"Vatan sağ olsun!"*