Her futbolsever gibi Beşiktaş –Fenerbahçe maçını izlerken keyif aldım.
Mücadele güçlerine ve hırslarına saygı duydum.
Sahadaki her futbolcu, formalarının ve kulüplerinin ağırlığını taşıyarak, gayet sorumlu bir şekilde hareket ettiler.
Eminim sonuç ne olursa olsun, iki kulüp taraftarları da takımlarıyla ayrı ayrı gurur duydular.
Taraflı tarafsız herkes bu kora kor yarışı takdir etti.
Hele ki Olcay’ın maçın doksan üçüncü dakikasında kendi kale çizgisinden depar atıp topla buluşarak, özverili hareketini golle taçlandırması yok mu, ruh açısından bir futbolcunun gösterebileceği en güzel örneklerden biriydi.
Tüm izlediklerimi birleştirdiğimde, hemen Trabzonspor’da bu işleri yapabilecek donanımda ve motivasyonunda oyuncuların var olup olmadığını kendimce sorguladım.
Düşündüm, taşındım ama kalecilerin haricinde ortaya tek isim koyamadım.
Evet, acı ama takımın, Trabzonspor’umuzun gerçeği bu!
Umutsuz bir şekilde Kasımpaşa maçını beklerken, içimdeki hınzır çocuk da “Belki de işler farklı olur.” diye, beni heveslendiriyordu.
Maçın başlamasıyla, içimdeki hissiyatın aynen Trabzonspor gibi “balon” olduğunu hissettim.
İlk on beş dakika, şaka gibi bir defans...
Orta sahayı yazmaya gerek yok...
İlerisi beyhude bir bekleyişte...
Çabuk çabuk iki golü yiyerek ve maçı ilk yarıda vererek, karşılaşmasın angaryasından kurtulmuş futbolcular topluluğu, sadece amaçsızca oradan oraya koştular...
Hatta koşmadılar bile...
Maç zaten ikinci golden sonra, o ruhsuzluk abidesi futbolcularımızın zihninde bitmişti.
İkinci yarıyı yorumlamaya bile gerek kalmadan...
***
Korkum, Fenerbahçe maçından galip ayrılmış Beşiktaş’ın müthiş iştahı karşısında tarihi fark yiyerek, işin rezalet boyutuna gelmesi...
Tek endişem bu noktada...
Bence yapılabilecek en önemli şey, Tolunay Hoca’nın futbolcularına idman yaptırmayıp, Trabzonspor Müzesi’ni ziyarette bulunmalarıdır...
Kafkas oyuncularıyla idman süresi boyunca müzede kalarak, futbolculara kupaları tek tek saydırıp, kitapları okutup, efsaneleri dinletmelidir.
Belki o ruhsuzlar taifesi, Trabzonspor’un kupalarını kimsenin babasının evinden getirmediğini ya da bakırcılar çarşısından para verilerek satın almadığını anlar.
Bence Tolunay Hoca, alınan hezimetlere bakıp ve gidişatı kafasında yorumlarken, “Bu kadar alelacele bu takımın başına neden geldim? Neyin peşindeydim de böyle bir girdabın içerisine düştüm?” hayıflanıyordur.
Haydi, geçmiş olsun!
Dip Not: Maç bittikten sonra telefon acı acı çaldı. Arayan Hasan Abi’mdi. Trabzonspor’dan ve işinden başka bir dünyası yoktur. Emekçidir. Her sene ona yakın kombine alır. Trabzonspor’a katkı sağlamak adına her şeyini ortaya koyar. Onun için Trabzonspor’un yenip yenilmesinin bir önemi yoktur. İyi gün dostu değil, her daim Trabzonsporludur. Ama Hasan Abi’mi bile isyan noktasına getirdiler. “Nedir bu rezillik? Hakkımı helal etmiyorum! Bütün dünyaya arkamızdan tef çaldırdılar. Artık bu rezalete yönetim bir son vermeli. İstifa etmeleri de helalleşme adına bir seçenektir.” dedi. Vallahi, ne diyeyim, elçiye zeval olmaz!